
Sana dair milyon tane hayalim var desem yalan olmaz, aslında öyle delicesine romantik değilim, gerekmedikçe fazla alıngan hassas olduğum söylenemez; bu yaşıma kadar tüm erkek arkadaşlarım “erkek beyinli” olduğumu söyleyip durdular. Neden mi? Çünkü kızlar kıskanç, kızlar hazımsız, kızlar dost olamıyor.
Sana sarıldığımda kokunu öylesine çekmeliyim ki içime, kokun benim cennetim olmalı. Yokluğunda sığındığım kahve kokusunu utandırmalı… Sana dokunduğumda sanki bilinmemiş diyarları keşfetmişcesine merakla ve o tarifsiz çocuksu hisle dolmalıyım. Sabahları kahve yapmalısın bana, bilmelisin ne kadar çok sevdiğimi kahvenin kokusunu. Hayatımda aşk dediğim o kokunun yerini alan tek koku senin kokun olmalı. Kahve kokusunun kardeşidir kitap kokusu. Altı çizilidir her kitabımda en sevdiğim sözlerin. Sana kitap okumayı o kadar çok isterim ki…
Çok da güzel yemek yaparım. Mutfak benim için ayrı bir dünya.. “Anne eli değmiş gibi” yemekler yapabilirim sana. Hatta sana zeytinyağlı sarma bile yaparım. Ben sevdiğim insanlar için yemek yapmaya bayılırım. –Burada biraz mütevazi olmam gerekliydi, sanırım.
Bazen çok çekilmez olurum ben, kendime milyon tane kusur takarım. Kendimle dalga geçerim. Ne kadar kendimle barışık gibi görünsem de öyle çok da barışık değilim. Bazen gülerken bir anda düşer gözlerim. Yüzüme hüzün damlar. Ama bu benim her zaman olduğum halim. Alınmamalısın, üzülmemelisin. Ben imaları sevmem. Eğer sen sorduğunda “Bir şeyim yok.” diyorsam bil ki; bir şeyim yoktur. Birazdan geçecektir o mutsuz saniyeler. Kaldığım yerden gülmeye devam edecek olduğum büyük bir gerçektir.
Dedim sana ben öyle romantik değilim diye. Sana zırıl zırıl yağan yağmurun altında zatürre olana dek yürümeyi teklif etmemi benden “asla” bekleme. Bunun yerine aynı battaniyenin altında film izleyebiliriz. Önümüzdeki masada kahvelerimiz olur. Şimdi senin kahveni nasıl içtiğini bilmemem çok büyük bir sorun değil. Ne de olsa, zamanı gelince seninle ilgili en küçük detayları öğreneceğim. Ben romantik komedi filmlerinde ağlarım. Hatta “Click” filminde bile ağlamış bir insanım. Görünce “Üüüf, buna da ağlanır mı şimdi?” dememelisin.
Kısa saçlarımı sevmelisin. Beni olduğum gibi sevmelisin. Birbirimizi değiştirmeye çalışmak olmamalı amacımız. Hatalarımızla, kusurlarımızla…
Biliyorum şimdiden, çok seveceğim mimiklerini. Küçük bir çocuk gibi inceleyeceğim yüzünün her santimini. Sonra keşfedeceğim parmak uçlarımla. Ve her şeyden çok seveceğim. Gülerken gözlerini, sinirlendiğinde kalkan kaşlarını ve burnunu. İnsanları burnundan öpmek gibi abuk bir alışkanlığım var. Emin ol ki; seni bıktıracak sıklıkta yapacağım bunu.
Sana mektuplar yazacağım. Eski kafalıyım biraz. Severim uzun cümleler kurmayı. Hayatım boyunca keşke altmışlı yıllarda yaşasaydım demişimdir. Telefonda konuşmayı sevmem, sana bunun yerine geceleri uzun mesajlar atarım. Sabahları tüm neşemi seninle paylaşabilirim.
Hiç ummadığın anlarda aklına gelmek isterim. “Aklından çıkmamak” değil. Çünkü sürekli aklımdasın tarzındaki sözlerin hiç gerçeklik payı yok.
Ben, her sabaha seni kaybetmek korkusuyla değil de; o günü seninle geçirememek korkusuyla uyanacağım. Biliyorum, her şey bitiyor. En azından, yaşanan her an ölümsüz olmalı. Ve her yeni sabah senin kokuna doymalı.
Sevgili gelecekteki sevgilim.
Gel artık.
Çok beklettin.
Ve sonra;
06.05.2012- Sen geldin.










